Bilgi kirliliği cezalarla değil uzmanlarla önlenmeli

Bilgi kirliliği cezalarla değil uzmanlarla önlenmeli
Tarım-Orman Çalışanları Birliği Sendikası Genel Başkanı Hüseyin Öztürk, gıda güvenliği ve güvenilirliği hakkında oluşan bilgi kirliliğinin önüne geçmek amacıyla yapılan Kanun Teklifi hakkında açıklamalarda bulundu. Öztürk yaptığı açıklamada; 'gıda güvenliği ve güvenilirliği" konusunda yaşanan bilgi kirliliğinin önlenmesi ve tüketicilerin doğru bilgilendirilmesi amacı ile yasaklayıcı Kanun hükümleri yerine, öncelikle bu alanda ihtisas yapmış konunun uzmanlarından oluşan Bilim Kurulu kurulmalıdır"

Bilim Kurulu oluşturuluncaya kadar geçecek süre içerisinde ise bu görevi Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ilgili Genel Müdürlüklerinin yürütmesi ve kamuoyunun sürekli doğru bilgilerle beslenmesi gerektiğinin de altı çizen Genel Başkan Öztürk, TBMM Genel Kuruluna sevk edilen "Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi"nin 28, 29 ve 30. Maddelerinin Genel Kurulda kabul edilerek Kanunlaşmasının, toplum zihninde "Gerçekler gizlenmek isteniyor" algısını oluşturacağını belirtti.

Yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

TBMM Tarım ve Köyişleri Komisyonunda görüşülerek, TBMM Genel Kuruluna sevk edilen "Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi"nin 28, 29 ve 30. Maddelerinin Genel Kurulda kabul edilerek Kanunlaşması halinde, bundan böyle;

Her türlü yazılı, görsel, işitsel ve dijital iletişim araçları üzerinden yapılan ve ticari reklam kapsamına girmeyen, gıda güvenliği ve güvenilirliği hususunda tüketicide endişe, korku ve güvensizlik yaratarak tüketicinin tüketim alışkanlıklarını olumsuz etkileyen gerçeğe aykırı yayın yapan kişiler, yirmi bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar idari para cezası ile cezalandırılacaklar.

Basın yayın organları ve sosyal medya aracılığı ile gıda bilimi konusunda eğitim almış veya almamış farklı unvanlardaki birçok kişinin "gıda güvenliği ve güvenilirliği" konusunda yayınlar yapması ve bu alanda denetim mekanizmasının bulunmaması sonucu bilgi kirliliği oluşmaktadır. Çoğu zaman olumsuz yönde yapılan bu yayınları takip eden tüketiciler endişeye sevk edilmekte, kamu otoritesine karşı güvenleri sarsılmakta ve tüketim alışkanlıkları olumlu ya da olumsuz yönde değiştirilmektedir.

Bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması amacı ile hazırlanmış olduğu anlaşılan Kanun teklif maddelerinin, hazırlık aşamasında kamuoyu ile yeterince paylaşılmaması ve tüm taraflara gerekli bilgilendirmenin yapılmamış olması nedeni ile kamuoyunda gıda güvenliği konusunda "Fikir Hürriyeti" engellenmek isteniyor düşüncesi üzerinden ciddi bir tedirginlik oluşmuştur.

Gıda güvenliği konusunda tüketici menfaatlerinin korunması da üreticilerin korunması da Devletin ve dolayısı ile Tarım ve Orman Bakanlığının asli görevidir. Ancak bu konularda yapılacak düzenlemelerin de Anayasa maddeleri ile çelişmemesi gerekmektedir. Nitekim, Anayasa'nın 26. Maddesi gereği, herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.

Söz konusu Kanun teklifi ile her ne kadar gerçeğe aykırı olarak yayın yapan kişi yada kurumlar hedef alınmış olsa da "Yanıltıcı yayın" tanımının yoruma dayalı olarak genişletilebileceği, dolayısı ile gıda güvenliği konusundaki her düşünce ve kanaat için bilimsel çalışmalar sonucu elde edilmiş kanıtlar istenebileceği ve vermiş olduğu beyanatı ispatlayamayan kişi ya da kurumların 50 bin TL'ye kadar idari para cezası ile cezalandırılabileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Gıdalar tüketiciye ulaşana kadar, üretim, işleme, depolama, dağıtım ve satış aşamalarında birçok işlemden geçirilmekte ve farklı uygulamalara maruz kalmaktadır. Gıdalara bugün uygulanan bir işlemin, ilave edilen bir katkı maddesinin olumlu ya da olumsuz etkileri zaman içerisinde ortaya çıkabilmekte ve insan sağlığı açısından bugün zararlı olmadığı düşünülen bir işlemin veya katkı maddesinin yıllar sonra insan sağlığına verdiği zararlar tespit edilebilmektedir. Dolayısı söz konusu cezalar nedeni ile zaman içerisinde kişi ya da kurumların, gıda güvenliği ve güvenilirliği hususunda bilimsel olarak henüz ispatlanmamış hiçbir konuda düşünce ve kanaatlerini dile getiremez hale geleceği aşikardır.

Kamuoyunda oluşan tedirginlik nedeni ile dile getirilen tepkiler gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı düzeyinde anlamlı bulunmuş ve alınan sağduyulu karar ile söz konusu metnin Kanun Teklifi içerisinden çıkarıldığı bilgisine ulaşılmıştır.

Toç Bir-Sen olarak, ortada çözülmesi gereken bir sorun olduğunu kabul ediyoruz. Ancak, gıda güvenliği ve güvenilirliği konusunda bilgi kirliliğini önlenmesi ve tüketicilerin doğru bilgilendirilmesi amacı ile yasaklayıcı Kanun hükümleri yerine, öncelikle bu alanda ihtisas yapmış konu uzmanlarından oluşan Bilim Kurulu kurulmalıdır. Bilim Kurulu üyeleri basın yayın organları ve sosyal medya aracılığı ile ortaya konan iddialara karşı, bilimsel gerçeklere dayalı argümanlar üretmeli ve bu bilgileri her türlü yazılı, görsel, işitsel ve dijital iletişim araçları üzerinden kamuoyu ile paylaşmalıdır.

Sürecin Bilim Kurulu tarafından doğru ve şeffaf olarak yürütülmesi sonucu, süreç içerisinde tüketicilerin güveni kazanılmış olacak ve herhangi bir dayanağı olmayan gerçeğe aykırı iddialara ve iddia sahiplerine tüketiciler tarafından itibar edilmeyecektir.

Bilim Kurulu oluşturuluncaya kadar geçecek süre içerisinde ise bu görev, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ilgili Genel Müdürlükleri tarafından yürütülmeli ve boşluğa meydan vermeyecek şekilde kamuoyu sürekli doğru bilgiler ile beslenmeli ve bu konuda şeffaf bir süreç yürütülmelidir. Tüketiciyi bilgilendirerek güvenini kazanmak yerine farklı düşünceleri gerçeğe aykırı diyerek Kanun eli ile cezalandırma yöntemi toplum zihninde "Gerçekler gizlenmek isteniyor" algısının yerleşmesine neden olacak ve Kanun metni ile amaçlanan hedefe zaten ulaşılmayacaktır.

Ülkeler açısından en az savunma sanayi kadar stratejik öneme sahip olan gıda güvenliği ve güvenirliliği konusunda kanuni düzenlemeler yapılırken; kamuoyu yeterli ve doğru bilgilendirilmeli, tarafların görüş ve önerileri alınmalı, toplumun beklentilerini karşılayacak, tedirginliklerini giderecek yeni bir metnin oluşturularak TBMM gündemine getirilmelidir.